Aydan Tuncayengin

Aydan Tuncayengin

Zamanın Ruhu
aydan.tuncayengin@gocekgazete.com

Atatürk ve At Sevgisi

08 Haziran 2024 - 19:49 - Güncelleme: 08 Haziran 2024 - 20:23

ATATÜRK VE AT SEVGİSİ
Yıl 2017

Göcek Gürsu Pırnaz yörük göçünde yayla yürüyüşünde yolun bir bölümünü at üstünde gitmek istedim. Aklıma Atatürk'ün at sevgisi hikayeleri geldi.
Yolculuk süresince At'ın Seyisi bana çevrenin derelerini, tepelerini, yaylalarını, yörüklerini ve kültürlerini anlatıyordu. İçimden "şansa bak edebi anlatıma sahip bir Seyis'e düşmüşüm" dedim...
Aklıma gelen Atatürk ve At sevgisi hikayesini ben de Seyise anlatmalıydım...


“Bi dur hele Seyis efendi benim de sana soracaklarım ve anlatacaklarım var” dedim.
Sen Atatürk'ün at sevgisini ve Türk kültüründe atların önemli bir yere sahip olduğunu biliyor musun?
"Benim bildiklerim, senin bildiklerinle çoğalsın anlat o zaman" dedi.

Orta Asya'daki Türk kültüründe atlar köklü bir yer tutar. Atatürk'ün at sevgisi de bu temelde şekillenmiştir ve aynı zamanda orta Asya'daki Türklerin atlarla olan derin bağını da yansıtır.
Gelelim şimdi Atatürk'ün atlarla olan derin bağlarına...

Öncelikle Atatürk hayvanları da çok severdi, özellikle de atları... Birgün yeni doğmuş bir tayla annesini misafirlerin görebilmesi için Çankaya Köşkü’nün salonuna getirtmişti. Atlardan sonra en sevdiği hayvan köpeklerdi. Foks adını verdiği köpeği, yatağının ucunda uyurdu. Kuşları da çok severdi. Tüm hayvanları sevdiği gibi... Çankaya Köşkü’nde özel bir bakıcının ilgilendiği güvercinliği vardı ve güvercin de beslerdi. Mustafa Kemal tüm canlılara bu hassasiyette duyarlı olan büyük bir önderdi...

Atatürk Türk kültürünün atlarla iç içe geçmiş yapısını iyi bilen bir liderdi. Atlar Türk toplumunda sadece bir savaş aracı olarak değil, aynı zamanda birer dost ve yol arkadaşı olarak da görülürdü. Türkler için atlar çok değerliydi. Onlara iyi bakılır sevgi ile beslenir ve onlarla duygusal bağlar kurulurdu.

Atatürk'ün at sevgisinin kökenleri Türk kültürünün derinliklerine dayanır Türk mitolojisinde atlar kutsal ve sembolik bir değere sahiptir.
Eski Türk destanları ve hikâyelerinde atlar kahramanlığın ve gücün simgesi olarak ön plana çıkar.
Bu kültürel miras Atatürk'ün ve atları sevmesinde etkili olmuştur Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün liderliği sırasında atlar milli mücadelede önemli bir rol oynamıştır.
Ata olan düşkünlük savaş meydanında da kendini göstermiş ve iyi bir ata sahip olmanın zaferin bir parçası olduğu düşünülmüştür.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları savaş zamanlarında atlarını sevgiyle besler ve onlarla güçlü bir bağ kurarlardı.

Atatürk'ün at sevgisi kişisel yaşamında da belirgindi. Atatürk'ün en sevdiği atlardan birine Sakarya adını vermiş olması ve daha çok savaş yıllarında bindiği atının adının Çankaya olduğu bilgisi onun atlarla olan derin bağını ve at sevgisini gösteren önemli ayrıntılardan biridir.

Bu isimler Atatürk'ün savaş ve zaferle özdeşleşen önemli olayları olan bağlılığını ve anıları canlı tutma isteğini yansıtmaktadır
Sakarya Kurtuluş Savaşı'nın dönüm noktalarından biri olan Sakarya Meydan muharebesini çağrıştırabilirken Çankaya ise Atatürk'ün özel yaşamını ve liderlik dönemini simgelemektedir. Bu isimler Atatürk'ün atlarına olan sevgisini ve onlarla kurduğu özel bağı daha da anlamlı kılmaktadır. Ayrıca Atatürk'ün sevdiklerine at hediye etmesi ve atlarla çekilen fotoğrafları bu sevginin bir yansıması olarak açıkça görülmektedir.
Mustafa Kemal Atatürk Türk tarihindeki önemli at ırklarının korunmasına ve geliştirilmesine önem vermiştir

Türk atı olan "Anadolu Atı'nın" korunması ve yetiştirilmesi için çeşitli çalışmalar başlatmıştır.
Atatürk'ün at sevgisi Türk kültüründe atın yeri ve önemi konusunda bir örnek teşkil etmektedir. Çünkü Atatürk Türk kültürünün atlarla iç içe geçmiş yapısını iyi bilen bir liderdi.
Atlar Türk toplumunda sadece bir savaş aracı olarak değil, aynı zamanda birer dost ve yol arkadaşı olarak da görülürdü. Türkler için atlar çok değerliydi. Onlara iyi bakılır sevgi ile beslenir ve onlarla duygusal bağlar kurulurdu.

Atatürk'ün at sevgisinin kökenleri Türk kültürünün derinliklerine dayanır, Türk mitolojisinde atlar kutsal ve sembolik bir değere sahiptir.
Eski Türk destanları ve hikâyelerinde atlar kahramanlığın ve gücün simgesi olarak ön plana çıkar.
Bu kültürel miras Atatürk'ün ve atları sevmesinde etkili olmuştur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün liderliği sırasında atlar milli mücadelede önemli bir rol oynamıştır.
Ata olan düşkünlük savaş meydanında da kendini göstermiş ve iyi bir ata sahip olmanın zaferin bir parçası olduğu düşünülmüştür…

Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları savaş zamanlarında atlarını sevgiyle besler ve onlarla güçlü bir bağ kurarlardı. Atatürk'ün at sevgisi kişisel yaşamında da belirgindi...
****
Şimdi sana Atatürk'ün atlarla ilgili güçlü ve duygusal bağlarından bahseden acıklı bir hikayesini anlatacağım;

Sabiha Gökçen, Atatürk'ün, odasından köşkün bahçesindeki çiçeklere baktığını görür.
Gözlerinin altındaki halkalar dikkatini çeker.
Atatürk, geceyi uykusuz geçirmiştir.
Yanına gider.
Atatürk, Sabiha'nın saçlarını okşar; derin bir nefes aldıktan sonra içli bir sesle;
“Bir arkadaş daha bizi terk ediyor Sabiha” der.
Sabiha, Atatürk'ün arkadaşlarından birinin öldüğünü zanneder; acaba 'kim' diye kendi kendine sorar.
O sırada odaya Atatürk'ün dostlarından biri girer, elinde tuttuğu silahı Atatürk'e verir.
Silahı alan Atatürk:
“Durumu nasıl, hiç umut yok mu?”
“Maalesef Paşam, yok... Herkes elinden geleni yaptı... Böyle daha fazla acı çekmesine izin vermezseniz iyi olur. Ayrıca bir şey daha söylemek isterim...”
Atatürk: “Söyle, söyle.”
“Gözleri sanki sizi arar gibi...”
Atatürk'ün gözleri dolmuştur, dudaklarını ısırır:
“Arar, arar ya... Atlar insanlardan daha hassas, daha vefalıdır. Bunca yıl bana hizmet etti, bana yoldaşlık etti... O benim kokuma alıştı, ben onun kokusuna alıştım. Birbirimizin huyunu da iyi öğrendik. Yazık oldu...”
Sabiha, Atatürk'ü terk edip gidecek arkadaşın kim olduğunu o an öğrenir.
Atatürk'ün çok sevdiği atlardan biridir.
İki gün önce hastalanmış, veteriner çağırılmış muayenesi yapılmış ancak, yapılacak bir şeyin kalmadığı anlaşılmıştır.
Sabiha, bir iki gün önce Atatürk'ün bir gecesini hasta atının başında geçirdiğini anımsar.
Atatürk'ün elinde silah, ağır adımlarla odasından çıkar.
Sabiha Gökçen de sessizce arkasından gider.
Atların kaldığı yere vardıklarında, seyisler yerde yatan atın başında beklemektedirler.
Atın karnı sık sık inip kalkmakta, ağzından köpükler saçmaktadır.
Acıdan gözleri büyümüştür.
Sabiha Gökçen, Atatürk'ün atıyla vedalaşmasına tanık olmuştur.
Gördüğünü şöyle anlatır:
Atatürk eğildi, mendilini çıkarıp köpükleri sildi.
Yelesini okşadı.
At, fark etmiş gibi başını ona doğru çevirdi.
Atatürk'ün yüzü bembeyaz oldu:
“Oğlum, oğlum” diye mırıldandı.
“Şimdi bütün ağrıların, sızıların, acıların dinecek...”
Atını birkaç kez öptükten sonra ayağa kalktı:
“Sen mi beni arayacaksın, yoksa ben mi seni?” dedi ve silahını atın başına çevirdi, nişan aldı.
Birkaç saniye öyle bekledi.
At ona bakıyordu, o ata.
Birden gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı Atatürk'ün...
Silahı tutan eli, yanına düştü.
Geriye döndü:
“Alın, alın götürün... Çok uzaklara götürün... Acı çekmeden ölmesini sağlayın... Uyutun, uyutun” dedi.
****
İşte gördüğün gibi çok kuvvetli bir iradeyi sahip olan Atatürk’ün duygu yanı da zengindi. Son derece merhametliydi. Zayıflara acır ve yardıma koşardı. Hayvanları çok severdi.

Yaralanan atının acı çekmesin diye öldürülüşünü izleyemedi. Sonra da “iyi ki çocuğum yok, evlat acısına dayanamam” deyişi…
Bir lider ve her türlü insani duyguya sahip.

Yine, savaş döneminde Suriye’de beslediği atlarından bir türlü vazgeçememesi… Ama oradan ayrılmak zorunda kaldığında onları yol parasını tedarik edebilmek için satmak zorunda kalması…
Atatürk’ün atlara ve hayvanlara olan sevgisi hiçbir zaman sona ermemiş.
****
Yol arkadaşınız bir Seyis bile olsa her insanın ayrı bir cevher olduğunu düşünmeliyiz. Ondan bana, benden ona geçen hikayeler ve bilgilerle küfemizi doldurduk. Sadece bakmak görmek değil, böyle anlarda öğrenmenin, kimden bilgiyi alacağımızın yeri ve zamanı olmadığını daha iyi kavrıyoruz.
İnsan ulvi bir varlıktır.
Seyis dediğin insan dağ başında bile derin bilgisiyle zıplatır seni yerinden, hayran bırakır...
Adamın biri çıkar dağların yaşanmışlıklarına ses olur, nefes olur.
Sen rahvan rahvan at sırtında giderken
Şiir olur kulağında sesi türkülere yazılır nağmesi
Oy yaylalar yaylalar
Yörük ruhu ile aşılır yollar
Voyn Voyn seslerinde
Aklına Atatürk gelir...

Atatürk "Ey ağalar beyler, Toroslara çıkın bir bakın. Nerede kara bir Yörük çadırı görürseniz, dumanı da tütüyorsa dünyada hiç bir güç bizi asla yenemez" demiştir.
Atatürk’ün Yörüklerle ilgili: “İnsanlık, eski Mısırlılarıyla, Yunanistanlılarıyla, Romalılarıyla ve bunlar bütün ebedi eserleriyle ayağa kalksa ve başlarında bugünün kendi verimleri olan bütün medeniyeti, musikileriyle, şiirleriyle, sanatlarıyla ve bütün eserleriyle gözümün önüne dikseler, dikilseler, benim gözüm, benim duygum, benim sevgim, yine ıssız dağlar başında yanık kavalını üfleyen, yarım çarıklı Türk çobanındadır” sözü çok değerlidir.

Bu nedenle Atatürk “Gidip, Toros Dağları'na bakınız, eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet asla bizi yenemez" demiştir.
Atatürk'ün yolunda ilerleyen bizlerde onun gibi At Sevgisiyle yaşıyor ona belki de en çok bu yönümüzle benziyoruz..

Kaynaklar:
https://www.atbilimleridergisi.com.tr/ataturk-ve-at/
https://sadikusta.com.tr/uygarligin-gelisiminde-atin-rolu-2/

Biz bu sene de gidiyoz, hadi gali sen de gel!


Sağlık ve sevgiyle kalın.
Aydan Tuncayengin

 

Bu yazı 80 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum