“BİR DEHA MUHARRİR” SABAHATTİN ALİ
ARAŞTIRMACI YAZAR UFUK KARAMAN RÖPORTAJI
II. BÖLÜM
"BİR DEHANIN ANATOMİSİ"

A.TUNCAYENGİN: Bugün Kürk Mantolu Madonna romanının bir 'popüler kültür nesnesi' haline gelmesi, kitabınızda anlattığınız o 'derin deha'ya bir haksızlık mı, yoksa Sabahattin Ali’nin zamansızlığının bir kanıtı mı? Ufuk Karaman gözüyle; Raif Efendi’nin o trajik sessizliğinde saklı duran asıl pırıltısı nedir?
U.KARAMAN: Raif Efendi küçüklükten beri hakikaten çok hayal dünyasında yaşayan bir insandır. Uğradığı haksızlıklara ses çıkarmayan birisidir. Tasavvurların(kuruntuların) ve iç dünyamın bir oyuncağıydım diye niteler kendisini zaten. Sabahattin Ali bu “büyük hikâyeyi yazarken İvan Sergeyeviç Turgenyev’in “Lüzumsuz bir adamın günlüğü” kitabından esinlenmiştir. Bu kitabın Almancasını okumuş ve etkilenmiştir. 1850’li yıllarda yazılmış bu eserde Çulkaturin adlı karakter de Raif Efendi’nin ikizi gibidir. Turgenyev bu eseriyle Sabahattin Ali’ye esin kaynağı olmuştur. Ne yazık ki bu eserin Türkçeye çevirisi iki binli yıllarda (2013) gerçekleşmiştir.
Raif Efendi’nin trajik sessizliği, toplumun yüzeysel değerlerine uyum sağlayamayan, derin bir melankoli ve yalnızlık içinde yaşayan, tutkuyla sevdiği Maria Puder ile yaşadığı aşkın yarattığı yoğun iç dünyayı ve bu aşkın yitimiyle oluşan yabancılaşmayı saklar. Bu sessizlik, aslında anlaşılma arzusu, edilgenlik ve toplumun ezdiği bireyin içe çekilişidir.
Dünyaya karşı pasif bir direniş ve hayata yabancılaşmanın getirdiği sürekli melankolik bir ruh hali içerisindedir. Raif Efendi, sessizliğiyle aslında modern dünyada bireyin nasıl yalnızlaştığını ve ruhunun nasıl saklı kaldığını simgeler.
A.TUNCAYENGİN: Ali’nin karakterlerinin (Raif Efendi, Yusuf, Ömer) aslında sürekli tökezleyen, hata yapan ama bu hatalarıyla 'insan' kalan yanlarını görüyoruz. Bir yazar olarak Sabahattin Ali, kendi hayatında ve eserlerinde 'hata yapma hakkını' bir deha göstergesi olarak mı kullanıyordu? Mükemmel olmayanın estetiğini nasıl kurdu?
U.KARAMAN: Sabahattin Ali, Yurt ve Dünya dergisinin Haziran 1943 tarihli 30. sayısında yayımlanan "Yarı Münevver" başlıklı yazısında, toplumsal meselelerden kopuk, yüzeysel, kibirli ve tembel aydın zümresini ağır bir dille eleştirmiştir. Sabahattin Ali, yarı münevverleri "ruhları hasta, iradeleri gevşek, kafalarını bir nokta üzerine uzunca bir zaman tutmak kabiliyetinden mahrum" kişiler olarak tanımlar. Bu kişilerin hayatın ciddi meseleleriyle alakalarını kestiklerini, sadece kendi konforları ve yüzeysel fikirleriyle ilgilendiklerini belirtir. Bu yazı, yazarın toplumcu gerçekçi bakış açısıyla, taşra eşrafı veya şehirli, köksüz aydın tipine yönelik sert bir toplumsal eleştiridir.
A.TUNCAYENGİN: Filiz Ali, Sabahattin Ali’nin telif hakkı kaybıyla ilgili “hakkımızı arıyoruz!” Telif hakkının kalkmasıyla hak kaybına uğranıldığını, yayınevlerinin artık özensiz ve aslına aykırı bir şekilde kitapları bastıklarını ifade ediyor. “Babamın kaybolduğu 1948 yılından 1965 yılına kadar hiçbir yayınevi onun kitaplarına el sürmeye cesaret edemedi. 1944 ve 1948 yıllarında Bakanlar Kurulu kararıyla eserleri yasaklanan Sabahattin Ali 17 yıl boyunca unutturulmak istendi.”Ve birçok yazar hala bu konuda üretim yapmaya devam ederken, siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
U.KARAMAN: Öldürüldüğü 1948 yılından 1965 yılına kadar eserleri basılamayan, yasaklanan ve unutturulmak istenen Sabahattin Ali yapıtlarının ve kaleminin gücüyle yerini kaybetmemiştir. Basılmadığı 17 yıl telifine eklenmelidir.
A.TUNCAYENGİN: Filiz Ali “Babam Devletin Bilgisi Dâhilinde Katledildi…” derken sizce bu ifade Sabahattin Ali suikastının sadece karanlık bir sınır kaçakçısının ferdi bir eylemi değil, bir organizasyonel sessizlik veya yönlendirme sonucu gerçekleştiğine dair bir feryat mıdır?
U.KARAMAN: Filiz Ali’nin de söylediği gibi kişisel bir durum değildir Sabahattin Ali’nin öldürülmesi, kayboluşu. Yönlendirme vardır elbet ancak döneme ait gazetelerin arşivi saklanmış, dönemin iktidarı tüm bilgi ve belgeleri yok etme yoluna gitmiştir. Öldürüldüğü tarihteki yüksek mevkilerdeki kişiler susmuşlar ve 8 ay gizledikleri bilgileri Ocak 1949 da basına vermişlerdir. Öldürülmesinin ortaya çıkarılması bir dönemi ve politikacılarının gerçek yüzlerini görmemizi sağlayacaktır. Kimse gerçeklerden kaçamaz. Elbet bir gün ortaya çıkacaktır yönlendirenler ve katledenler bulunacaktır. İnanıyorum.
A.TUNCAYENGİN: Kürk Mantolu Madonna’nın gerçeklikle ilişkisi nedir? Sizce Raif Efendi gerçekten Sabahattin Ali’nin kitapta olan yansıması mı? Ayşe Sıtkı’nın uzun yıllar sakladığı mektuplardan birinde Sabahattin Ali’nin, Berlin’de tanıdığı Maria Poder adında bir kadından bahsetmesini nasıl açıklarsınız?
U.KARAMAN: Raif Efendi’nin sanatsal yönü ve çevirmenliği olabilir kitaptaki yansıması. Maria karakteri birlikte Berlin’e gittikleri arkadaşı Melahat olma olasılığı yüksektir. Arkadaşlarının yazdıklarına dayanarak söylüyorum. Kürk Mantolu Madonna kitabının ilk bölümünde 28 başlığının olduğunu söyler Pertev Naili Boratav. Maria karakterinin yaşıdır diye düşünülmektedir.
A.TUNCAYENGİN: Neden ülkemizde değerlere sahip çıkmak gibi bir gelenek yoktur? Sabahattin Ali’nin eserleri dönemin politik koşullarını arka planına alıp bunları bireysel çerçevelerde anlatan eserleri olmuştur. Bugün Türkiye’de gittikçe artan bir ilgiyle okunan Sabahattin Ali’ye zamanı aştıran şey sizce ne olabilir?
U.KARAMAN: O dönemdeki koşullarda verdiği mücadele takdire değerdir. Politik ya da edebi eserlerini okuyunca güncel, yurda ait sorunları yazması olması onu güncel kılar...
A.TUNCAYENGİN: Yakın arkadaşlarından Mediha Berkes onun için: “Benim için Sabahattin her zaman bulunduğu yeri ilginç kılan bir kişiliğe sahipti. Son derece hazırcevaptı. Şakacılığı, muzipliği, zekâsı çarpıcıydı” diyor. Siz ne düşünüyorsunuz bu bakış açısı konusunda?
U.KARAMAN: Yalnız gerçekçi yönü ile değil, melankolik, romantik, mizahsal yönleri ile anımsanması gereken bir bilgi deposudur. Bir döneme hatta şimdiki döneme de damgasını vurmuştur. Türk edebiyatının öncü yazarı... Güçlü kalemi Sabahattin Ali’yi kendi sözleriyle anlatmaya çalışayım : “Yolculuklar bana zevk verir. Bu zevkte varacağım hedefin zevki dâhil değildir. Yolculuk, bu bir yerde durmadığını, hareket ettiğini bilmek şuuru, bu bir yere bağlanıp kalmaktan kurtuluş başlı başına bir şeydir.”
Bizim yolculuğumuz da onu yürekten sevenlerin, onu anlamaya çalışanların yolu bu yolculuktan geçiyor. Her yerde onun Türk edebiyatına ve dünya edebiyatına damga vurmuş bir yazar, her şeyden önce bir insan olduğunu anlatmaya çalışacağız.
Çünkü inanıyoruz! Çünkü Sabahattin Ali “Kaleminin gücüyle” bu durumu kanıtlamıştır…

*****
Bu derinlikli ve adeta bir enstrüman tınısı gibi ruhumuza işleyen Araştırmacı yazar Ufuk Karaman ile yaptığımız Sabahattin Ali yolculuğunu, ona ve dehasına yakışır bir "Son Söz" ile mühürleyelim.
SON SÖZ
"Ebedi Bir Melodinin İzinde"
Bazı vedalar yarım kalır, ama bazı isimler o yarım kalmışlığın içinde devleşerek tamamlanır. Sabahattin Ali, 1948’in o puslu sabahında bir sınır boyunda susturulmak istense de; bugün 2026’da, okurlarının en mahrem kederinde yankılanmaya devam ediyor. Ufuk Karaman’ın deyimiyle o sadece bir yazar değil, "Bir Deha Muharrir" idi. Kelimeleri birer nota, cümleleri birer vicdan azabı gibi işledi. Biz bu röportajda onun sadece hüzünlü sonuna değil, o sarsılmaz ve berrak zihnine, "çocuklar gibi" kalabilme cesaretine ve her şeye rağmen "iyilik" diyebilen o naif sesine kulak verdik.
Kürk Mantolu Madonna’nın sessizliğinden, Markopaşa’nın gürültülü direnişine uzanan bu köprüde; Sabahattin Ali bize şunu fısıldıyor: “Dünyada iyilikten başka bir şey yoktur.” Eğer bugün onun mısraları hala birer halk marşı gibi dillerdeyse ve eğer biz hala onun "deha"sını konuşuyorsak; bu, zamanın o aşındırıcı gücünün gerçek hakikate sökmediğinin en büyük kanıtıdır.
Kelimelerin efendisine, ruhumuzun en zarif refakatçisine selam olsun...
Röportaj Aydan Tuncayengin
www.aydantuncayengin.com








