Koltuğa Yapışan Oburlar!
Etiketlerin esaretine kapılmış olanların hiç bitmeyen koltuk oburluğu vardır. Bunların aldığı güç derisine yapışan unvanlarıdır.
Bir insanı derinlemesine tanımak, onun çelişkilerini, potansiyelini, dönüşümünü anlamak sabır ve emek ister. İşte tam bu noktada insanoğlu, zihinsel kısa yol olan öğretilmiş "etiketlere" sığınır. Çevremizdeki herkesi hızlıca birer çekmeceye yerleştiririz. "Başarılı", "tembel","çalışkan" "girişimci" ya da "uyumsuz" gibi kelimelerle damgalarız. Oysa bunlar bizi derinlemesine düşünme zahmetinden kurtaran konforlu tuzaklardır.
Etiketleme hastalığı, insanı tanıma kolaylığı sağlamanın ötesine geçerek özgürlüğü ve potansiyeli boğan bir esarete dönüşür. Filozof ve teolog Søren Kierkegaard’ın dediği gibi: "Beni etiketlerseniz, beni yok edersiniz." Bir insanı etiketlediğimiz an, onun karmaşık ruhunu ve gelecekte dönüşebileceği o muazzam potansiyeli görmeyi bırakır, sadece kafamızdaki o donmuş kelimeyle konuşmaya başlarız.
Ne var ki bu hastalık sadece başkalarının bize yapıştırdığı etiketlerle sınırlı değildir; asıl yıkıcı olan, bireyin kendi eliyle kendine yapıştırdığı unvanları kendi varoluşunun tek sebebi haline getirmesidir.
“Benden başkası yapamaz!”
İnsan zihni, doğası gereği belirsizlikten ve kaos hissinden kaçma eğilimindedir. Çevremizi algılama biçimimiz, karmaşık olanı basitleştirmek, akışkan olanı dondurmak üzere programlanmıştır. "Benden başkası yapamaz" dediğimiz anda egomuza yenik düşeriz.
Toplumsal hayatta, siyasette, meslek odalarında ya da cemiyet yapılarında sıkça gözlemlediğimiz o trajik "koltuğu bırakamama" hali, tam olarak bu etiket hastalığının bir sonucudur. Kişi milletvekili, belediye başkanı, oda başkanı vb. unvanlar aldığında, o unvan zamanla bir görev tanımı olmaktan çıkar. Sıfat, adeta bir deri gibi kişinin karakterini, benliğini ve ruhunu kaplar. Psikolojide “kimlik füzyonu” diyebileceğimiz bu durum da, aynaya bakan kişi artık sadece o parlak etiketi görmeye başlar.
Zamanla derin bir güç zehirlenmesini ve beraberinde “Mesih kompleksini” getiren zehirlenme bir meslek odasının başkanlığını çeyrek asır boyunca sürdüren, uzun dönem milletvekilliği yapıp, “hadi bir de belediye başkanı olayım” belediye başkanlığı yapmışsa "hadi bir de milletvekili olayım" diyerek, bir koltuktan kalkıp diğerine oturmaya çalışan figürler, bir süre sonra kurumu, şehri ya da toplumu sadece kendilerinin kurtarabileceğine inanırlar. Egolarının zihinlerine oynadığı bu oyunla, kendileri giderse her şeyin mahvolacağına dair yapay bir inanç geliştirirler.
Oysa hayatın ve tarihin akışı durağanlığı reddeder; mezarlıklar ise kendisinin yeri doldurulamaz olduğunu düşünen vazgeçilmez insanlarla doludur. Unvana pençeleriyle yapışanlar, aslında o sıfat altlarından çekildiğinde geriye hiçbir şey kalmayacağından, adeta yok olacaklarından korkan zihinsel bir sığlığın esiridirler.
Bu makaleyi, okuduğunuzda belki derin derin düşünecek, aklınıza gelen koltuk oburlarını tek tek saymaya başlayacaksınız! Ve köhneleşmiş statükonun röntgenini çekeceksiniz.
Aslında madalyonun arkasında çıkar ağları ve korku vardır! Meselenin sadece ego değil, o koltuğun etrafında örülen devasa “ego-çıkar sistemleri” olduğu gerçeği ile yeni bir yüzün gelmesiyle, geçmiş defterleri açma ve hesap sorma riskini barındıran korkulardır! Toplumsal fatura her zamanki gibi halka kesilmiştir. Düşünsenize 25 yıl boyunca iktidarı bırakmayan için “halk için ne yaptı?” sorusunu soracak olursak, “geleceğimizin çaldılar” en güzel cevap olmaz mı? Statükonun genç beyinleri, taze fikirleri ve liyakati bir “tehdit” olarak görüp sistemin kapılarını kapatması, kurumsal çürüme ve toplumsal umutsuzluk yaratmadı mı?
Bugüne kadar bulunduğu mevkiden zarafetle çekilenler kimlerdir? Hatırlıyor musunuz? Koltuğa yapışanların bu davranışı kimden öğrendiklerini merak ediyorum… Oysaki yeni liderler yetiştirip, zamanı geldiğinde koltuktan zarafetle kalkabilmenin ustaca bir beceri olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Geleceğimizi, bu köhne zihniyetlere inat kendi "koza"larımızı ve üretim alanlarımızı kurarak, iş’i devretmeyi öğrenerek(!) ve öğreterek, iradenin inadını kırarak, özgür bireylerle geleceği tasarlayalım.
Mesleki alanlarının dışında tabulaştırdıkları etiketlerle yaşayanlar sadece gözü dönmüş hırslarına teslim olurlar. Her paye onlar için bir kimlik bunalımına dönüşür. Kimliksiz kaldıklarında, yeni bir kimlik de edinemeyince, bütün kimliklerinden de boşa çıkınca etiketlerinin önüne “eski” kelimesini koyarak tatmin olmaya devam ederler!

Yapaylık sarmalı içinde zihnen ve ruhen sahte oyunculuktan uzaklaşmak, kendi özümüze dönmek, sadeleşme zamanını erkenden yakalamak işte sağlıklı olan da budur.
"İşte gerçek ve sahici olan bu" diyorsan, sana can suyu olan sığınağına kavuştuysan, o an değerli bir uğraşı içinde üretmeye devam edebiliyorsan ne mutlu! Çünkü insan birikimiyle, tecrübesiyle üreterek, değişerek ilerlemelidir.
Her zaman “insan yaş aldıkça âlimleşmelidir” derim. Kimi insanlar yaş aldıkça öfke patlaması içinde zalimleşirler. Artık eskisi gibi itibar görmüyordur… Bu duyguyla hırslanırlar, çevresini kırar, üzerler.
Antik Yunan'da Delphi'deki Apollon Tapınağı'nın girişinde yazar (“Kendini bil” - Gnothi seauton). Sokrates ve Platon tarafından bilgeliğin ve hakikatin başlangıcı olarak kabul edilir.
Kendimizle barışık olalım. Yeteneklerimizi geliştirmek bizi kibirden uzak tutar. Haddimizi de bilelim, fazla zorlamadan, zamanı geldiğinde de sadeleşerek…
“Kendini Bilmek” deyince aklıma Michel Foucault’un kitabı geldi. Diyor ki; “Ruh; benzerine, aynadaki yansımasına bakmadan kendisini bilemez. Bedeninize baktığınızda kendinize eğilmiş olmazsınız. Kendilik giyim kuşam, araçlar veya mülklerden oluşmaz. Bu araçlardan faydalanan bir prensipte varlığını sürdürür, bedenle değil, ruhla ilgili bir prensiptir bu. Ruhunuz konusunda kaygılanmanız gerekir, kendine eğilmenin temel faaliyeti budur.”
Okumak iyi gelecektir… Kendinizi güncelleyiniz! Her yaşımızın ayrı gelişimi var. Bilerek, fark ederek yaşamak alimleştirir. Bilge olursunuz!
Barış, huzur ve kardeşlik ikliminin tüm dünyaya yayılması temennisiyle; sevdiklerinizle birlikte sağlık, mutluluk ve bereket dolu bayramlar diliyor, Bayramınızı kutluyorum.
Sağlık ve sevgiyle kalın...
Aydan Tuncayengin
www.aydantuncayengin.com








