Birlikte Öğreniyoruz - 2

Aydan Tuncayengin aydan.tuncayengin@gocekgazete.com

Kooperatifçiliği konuşmak, yazmak ve sisteme daha çok dâhil etmek zorundayız. Çünkü kooperatifçilik bizim için seçenek değil mecburiyettir. Geçen yazıma kaldığım yerden devam ederken Cumhuriyet yıllarına gelindiğinde Atatürk’ün kooperatifçilik düşüncesine verdiği öneme dikkat çekmek istiyorum.

Kooperatifçilikte Atatürk’ün önderliğinin ve hareketi örgütlemesinin rolü büyük... Atatürk, kooperatifçiliği belli bir zaman aralığının sınırları içerisinde değil, yeni Türk devletinin başına geçmesinden ölümüne kadar sürekli olarak ele almıştır.

Türkiye’de kooperatif düşüncesinin ve hareketinin gelişimi, Mithat Paşa tarafından kurulan Memleket Sandıkları ile başlamış Meşrutiyet ve Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan kooperatiflerle, Atatürk’ün kooperatifçiliği desteklemiştir.

1929 ve 1935 yıllarında çıkarılan tarım kredi ve tarım satış kooperatifleri kanunları ile Türkiye’deki kooperatiflerin sayılarında önemli artışlar görülürken 1950’li yıllara gelinceye kadar kooperatif düşüncede yaşanan bu hızlı gelişim, daha sonraki yıllarda çıkarılan kanunlarda ve düzenlenen planlarda kendini göstermeye başlamıştır.

Meşrutiyet ve Cumhuriyet yıllarındaki gelişmeleri incelerken, diğer taraftan da süreç bize kooperatif düşüncesinin önemi ve gelişimi hakkında tekrar düşünme fırsatı yaratıyor…

Kooperatif hareketinin bir düşünce olarak yerleşmesindeki neden Cumhuriyetin ilk yıllarında tarım politikaları açısından önemli bir yaklaşım, nüfusun arttırılması olarak gösterilmekteydi. Tarımdaki üretim teknikleri geliştirilmeye çalışılsa da, kredi kooperatiflerinin başlangıçta istenilen başarıyı elde edememesi, kooperatiflerin en zengin köylerden başlamasından ve ekonomik konularda desteğin sağlanamamasından kaynaklanmaktaydı.

Cumhuriyetin ilân edilmesine kadar, kooperatifçilikle ilgili olarak yasal anlamda bazı düzenlemelere yönelik çabalar bulunmaktadır.

Atatürk, köylünün her konuda bilinçlenmesini istemekteydi. Yapmış olduğu bir konuşmada şu sözleri oldukça anlamlıdır: “Ben de çiftçi olduğumdan biliyorum. Makinesiz tarım olmaz, el emeği güçtür. Birleşirseniz birlikte makineler alırsınız. Yılda yüz dönüm çalışır, on katını eker, yüz katını elde edersiniz, bir de toprağın sevdiği tohumu bulup ekmelidir. Yurdumuz, çiftçi ülkesi olmağa henüz hak kazanmıştır. Tarım ülkesi olacağız. Bu da ancak makineli tarımla olur.”

Atatürk, kooperatifçiliğin her yerde sevildiğini satış ve kredi için yararlanıldığı gibi diğer konularda da yararlanılması gerektiğini sözlerinde belirtiyordu. Ekonomik konulara ağırlık verilmesi ile ilgili şu önerisi oldukça anlamlıdır: “Ticarete sâlim bir cereyan vermek için başka unsura istinat etmek zaruretindeyiz. Bu da ancak alım-satım kooperatifleri ile olabilir. Memleketi kooperatif şebekesinin ihata etmesi şayan-ı arzudur. Bu kooperatifler vücut buldukça dağınık bırakılmamalı, teşkilat altına alınmalıdır.”

Kooperatifler arasında bir birlik meydana getirilmeli ve hükümet kooperatiflerin birliğine yardımcı olmalıdır. Atatürk’ün de her zaman belirttiği gibi, kooperatifçilik konusunda gelişmiş olan ülkelere “mütehassıs”lar gönderilmeli, kooperatif teşkilâtının incelenmesi sağlanmalıdır.

Açılacak alım-satım kooperatifleriyle köylü, tefecilerin ve soyguncuların baskılarından kurtulabilecektir.

Her konuda olduğu gibi kooperatifçilikte de eğitim, büyük önem taşımaktadır. Dünyadaki kooperatifçilik eğitimi ile Türkiye arasında bir karşılaştırma yaptığımızda bu konuya gereken önemin verilmediği görülmektedir. Kooperatifçilik derslerinin okutulması, kursların açılması, kooperatifçilik konusundaki yayınların çıkarılması kooperatifçilik eğitiminde, yaşanan önemli gelişmelerden sayılmaktadır.

Kooperatifçilik hareketinin gelişimi, iyi bir eğitim ve öğretim politikasına bağlıdır.

1950'’ı yıllara gelinceye kadar kooperatif düşüncede yaşanan bu hızlı gelişim, daha sonraki yıllarda kanunlarda ve planlarda kendini göstermeye başlamıştır. Kalkınma Planlarında kooperatifçilik hareketine yer verildiği fakat Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanan o hızlı gelişimin bu yıllarda daha az yaşandığı görülmektedir.

Kooperatifler ülkemizde neden hala istenilen noktada değiller?

Kooperatifçilik, emekçi sınıfların yaşadıkları sorunlara kendi çözüm yollarını üretmelerini ifade ediyorsa peki biz ne yapıyoruz-ne yapmıyoruz?

Hatalar yapıyoruz!

Örneğin kooperatiflerimizin büyük bölümü az ortaklı ve küçük ölçekli. Ortakların eğitim seviyesi düşük. Kooperatif faaliyetlerine ilgileri zayıf... Ekonomik olayları algılama kabiliyetleri yetersiz. Ne olduğunu öğrenmeden her şeye dalan bir yapımız var. Sonra da eylemsizlik planları içinde kooperatifin/işin kan damarlarını en baştan kesiyoruz.

Bütün dünyada kabul gören bir gerçek vardır ki, en etkin ve başarılı üretici örgütü modeli kooperatiftir.

Bu kapsamda aktif olmayan tabela kooperatiflerinin de tasfiye edilmesi gerekmektedir. Bunun için de yasal düzenleme gerekiyor ve 1163 sayılı Kanun’un güncellenmesi gerekiyor.

Üreticilerimizin; üretim, girdi temini, finansa erişim, tedarik zinciri ve pazarlama kanallarında etkin olmaları sağlanmalıdır. Sosyal, kültürel ve ekonomik refah düzeylerini arttırmak için üretimleri kaliteli ve sürdürülebilir olmalıdır.

Karşılaştıkları sorunları, güçlerini birleştirerek, ortak hareket ederek çözmeleri  veya çözüm için kooperatifleşmek  kaçınılmazdır.

Sonuç olarak, kooperatifçilik ilkelerine uygun bir şekilde, gönüllük esasına dayanan bir kooperatifçilik yapılmalıdır.

Üretmek ve güç birliği hedefli bir araya gelmeliyiz. Topluma karşı sorumluluk bilincimizin üst seviyelere çıktığı, gerek ortakların ve gerekse kurumsal olarak kooperatifler arası teknik, pratik ve sosyal iş birliğin arttığı, demokratik katılım ve denetim kültürünün yaygınlaştığı ve yerleştiği, sektörde güçlü, etkin ve aktif kooperatifçiliğin gelişmesi ülkemizin ve halkın refahı açısından zorunluluktur…