TİP Fethiye’de Halk Buluşması gerçekleştirdi: “Karanlıktan kurtulmak için bir yol var demek üzere toplandık”
MUĞLA- Türkiye İşçi Partisi (TİP), Muğla'nın Fethiye ilçesinde Halk Buluşması düzenledi. Buluşma kapsamında TİP Parti Sözcüsü Sera Kadıgil ile TİP Genel Başkan Yardımcısı Doğan Ergün, Fethiyeli yurttaşlarla bir araya geldi.Muğla’nın Fethiye ilçesindeki Beşkaza Meydanı Kültür merkezinde Türkiye İşçi Partisi (TİP) tarafından Halk Buluşması gerçekleştirildi.Buluşmaya TİP Parti Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil ile TİP Genel Başkan Yardımcısı Doğan Ergün katıldı. Ayrıca TİP Muğla İl Başkanı Rengin Erdoğmuş, Fethiye İlçe başkanı Gamze Yılmaz Çatak, Ortaca ilçe başkanı Gökan Budak,partililer ve bölge halkı da buluşmada yer aldı.
Açılış konuşmasını yapan Rengin Erdoğmuş, buluşmaya gelen yurttaşları selamlayarak söze başladı.
Erdoğmuş, “Bugün burada çok daha neşeyle, keyifle, aydınlık günleri kutlayacağımız bir anda buluşmak isterdik ama maalesef gerçek öyle değil. Bugün burada memleketimizin içinde bulunduğu o karanlıktan kurtulmak için bir yol var demek üzere toplandık” şeklinde konuştu.
Mevcut koşulların kabul edilmek zorunda olmadığını vurgulayan Erdoğmuş; emeklilerin, gençlerin, kadınların ve çocukların daha adil, huzurlu ve özgür koşullarda yaşadığı başka bir Türkiye’nin yurttaşların gücüyle yeniden kurulabileceğini ifade etti.Ardından konuşmasını yapmak üzere kürsüye çıkan Doğan Ergün, “Ankara’da direnen maden işçilerinin selamını getirdim” diyerek sözlerine başladı.
Ankara’daki maden işçilerine ise Bodrum’dan selam gönderen Ergün, “Bir selamı hak ediyorlar. Bu yaz sıcağında direniyorlar, aç, susuz direniyorlar, hakları için direniyorlar. Onlar bu alkışları ve daha fazlasını, bir selamı hak ediyorlar” dedi. Türkiye’deki illeri gezdiklerini belirten Ergün, “Halkın derdini, taleplerini ve beklentilerini dinlemek için geziyoruz ama en önemlisi, bir yol var fikrinin altını doldurmak, beraber bunu dinlemek, oluşturmak ve bu fikri birlikte üretmek için geziyoruz” ifadesinde bulundu.Siyasetçilere, halkın bildiği dertleri halka anlatmak için kürsüler kurdukları için kızdığını vurgulayan Ergün, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Mesela Muğla’da yedi bin kilometre vatan toprağının madenciler tarafından işgal edildiği gerçeğini bir kere daha size hatırlatmak istemiyorum, onu biliyoruz zaten. Bin 500 kilometrelik bu Muğla sahil hattının, yurttaşlar tarafından kullanılamadığını zaten biliyoruz. Bunları bir kere daha birbirimize hatırlatmaya gerek yok ama birbirimize hatırlatmamız gereken başka bir şey var. Türkiye İşçi Partisi bir yol var derken çubuğu kendine bükmüyor, kendine yontmuyor. Diyor ki, bizim bir siyaset önerimiz var. O siyaset önerisi kıyıları için mücadele eden insanları özne kılmaya çalışıyor. Madenlere karşı mücadele eden yurttaşları bir özne kılmaya çalışıyor. Onlarla beraber bir yol açmak istiyoruz. Bizim böyle bir siyaset önerimiz var.”
Ergün, Türkiye İşçi Partisi’nin siyaseti yalnızca kendi yöneticilerinin ve milletvekillerinin söylemleriyle sınırlamadığını, seçim süreçlerinde ve yol haritası belirlerken sahada direnen tüm yurttaşlarla birlikte hareket etmeyi amaçladığını belirtti. Partinin bu karanlık tablodan çıkış için ancak halkın mücadele eden temsilcileriyle ortak bir yol açılabileceğine inandığını ifade eden Ergün, “Bu insanların sırtına da bu kadar büyük bir sorumluluğu yüklemeyelim. O sorumluluğu beraber alalım” dedi.Muğla’daki yüksek kira ve barınma krizinin doktor ve öğretmen gibi kamu görevlilerinin kente gelmesini zorlaştırdığına dikkat çeken Ergün, halkın kıyıları, suyu ve barınma hakkı için örgütlenmesinin önemi vurguladı.
Türkiye İşçi Partisi’nin ilhamını Gezi Direnişi’nden aldığını belirten Ergün, pasif muhalefet anlayışını eleştirerek “Bu işin , Fethiye’de, Muğla’nın bütün ilçelerinde örgütlenmesi, büyümesi ve tuttuğumuz elleri bırakmamamız lazım” şeklinde sözlerini sonlanlardı.
Sera Kadıgil ise yaptığı konuşmada, eğitim, sağlık, sendikalaşma ve barınmaya dair veriler paylaştı. Eğitim ve sağlıktaki özelleşme oranlarına dikkat çeken Kadıgil, Adalet ve Kalkınma Partisi ile Recep Tayyip Erdoğan’ın 2002’de iktidara geldiği dönemden günümüze yaşanan artışa değindi.
Ayrıca Kadıgil, işçi sayısında kaydedilen artışa rağmen sendikalaşma oranında azalma yaşandığını belirtti.Fethiye’deki ve Muğla genelinde yurttaşların denize giremediğini vurgulayan Kadıgil, 15-20 bin TL’yi bulan sahil işletmelerine giriş ücretlerine ve yüksek fiyatlara değindi.
Muğla sahilleride Fethiye’de yaşamın yalnızca zenginlere güzel olduğunun altını çizen Kadıgil, şunları aktardı:
“Emeğiyle alın teriyle hayatta kalmaya çalışan, 350 gün çalışıyoruz şurada 15 günde tatil yapabilelim gibi bu hayattan bir beklentisi olan, ya ben de emekli oldum artık, herkesin hayal ettiği gibi şirin bir sahil kasabasına gideyim de emekliliğimi yaşayayım, o kadar olmasa bile Avrupa’daki muadillerim gibi benim ülkem ya burası, benim denizlerim ya, buralar benim kıyılarım ya, gideyim şu ayağımı ahir ömrümde bu denize sokayım diyecek bir emeklinin denize girebileceği bir yer yok şu anda Fethiye’de.”
Muğla’daki ekoloji eylemlerine de değinen Kadıgil, Bodrum,Marmaris ve diğer ilçelerin’deki su sorununu hatırlatarak şunları söyledi:
“Çok zengin abilerimiz var ya, maden şirketleri açıyorlar, onlar madenler çıkartıyorlar bize ait şeyleri çıkartmak, ceplerine koyup götürmek için bize ait olan suyu bitiriyorlar şu anda.
Hani Akbelen’de orada burada insanlar direniyorlar ya, tam bunun için direniyorlar işte. Bize ait olanı alabilmek için direniyorlar ve bu yüzden zulüm oluyor o insanlara.”Kadıgil, “Şu anda Fethiye’deyiz. Fethiye, Türkiye’nin denizleriyle ünlü yarımadası. Üç tarafı denizlerle çevrili bir yer ve Fethiye’de yaşayan insanlar eğer ki milyarder değilse denize giremiyorlar” açıklamasında bulundu.Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı eliyle kıyıların “para babaları ve mafyatik tiplere peşkeş çekildiğini” vurgulayan Kadıgil, “Kıyılar halkındır, bu anayasal bir haktır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ben şuradan denize girmek istiyorum’ diyen insanların önüne koca koca engeller çekildiği ve hatta tehdit edildiği günlerden geçiyoruz.Bu bağlamda bu bölgede yaşayan insanların ‘Kıyılar halkındır, satılamaz’ yönündeki girişimlerini, toplantılarını, eylemlerini çok kıymetli bulduğumu ve kurtuluşun ve bu işin düzelmesinin tek yolunu da bu olarak gördüğümü de belirtmeden geçemeyeceğim.”
Kadıgil, “ Ben Buradan Tutsak olan Ekrem İmamoğluna,Selahattin Demirtaş'a,Can Atalay'a selam gönderiyorum ama Butlancı Kemal Kılıçtar oğluna selam yok.Bu anlamda direnen tüm ülke insanımızın ve bütün Muğlalıların eline, emeğine sağlık” ifadesiyle sözlerini noktaladı.
Konuşmaların ardından yurttaşlar, Kadıgil ve Ergün ile sohbet edip fotoğraf çektirdi.
MUĞLA- Türkiye İşçi Partisi (TİP), Muğla'nın Fethiye ilçesinde Halk Buluşması düzenledi. Buluşma kapsamında TİP Parti Sözcüsü Sera Kadıgil ile TİP Genel Başkan Yardımcısı Doğan Ergün, Fethiyeli yurttaşlarla bir araya geldi.Muğla’nın Fethiye ilçesindeki Beşkaza Meydanı Kültür merkezinde Türkiye İşçi Partisi (TİP) tarafından Halk Buluşması gerçekleştirildi.Buluşmaya TİP Parti Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil ile TİP Genel Başkan Yardımcısı Doğan Ergün katıldı. Ayrıca TİP Muğla İl Başkanı Rengin Erdoğmuş, Fethiye İlçe başkanı Gamze Yılmaz Çatak, Ortaca ilçe başkanı Gökan Budak,partililer ve bölge halkı da buluşmada yer aldı.
Açılış konuşmasını yapan Rengin Erdoğmuş, buluşmaya gelen yurttaşları selamlayarak söze başladı.
Erdoğmuş, “Bugün burada çok daha neşeyle, keyifle, aydınlık günleri kutlayacağımız bir anda buluşmak isterdik ama maalesef gerçek öyle değil. Bugün burada memleketimizin içinde bulunduğu o karanlıktan kurtulmak için bir yol var demek üzere toplandık” şeklinde konuştu.
Mevcut koşulların kabul edilmek zorunda olmadığını vurgulayan Erdoğmuş; emeklilerin, gençlerin, kadınların ve çocukların daha adil, huzurlu ve özgür koşullarda yaşadığı başka bir Türkiye’nin yurttaşların gücüyle yeniden kurulabileceğini ifade etti.Ardından konuşmasını yapmak üzere kürsüye çıkan Doğan Ergün, “Ankara’da direnen maden işçilerinin selamını getirdim” diyerek sözlerine başladı.
Ankara’daki maden işçilerine ise Bodrum’dan selam gönderen Ergün, “Bir selamı hak ediyorlar. Bu yaz sıcağında direniyorlar, aç, susuz direniyorlar, hakları için direniyorlar. Onlar bu alkışları ve daha fazlasını, bir selamı hak ediyorlar” dedi. Türkiye’deki illeri gezdiklerini belirten Ergün, “Halkın derdini, taleplerini ve beklentilerini dinlemek için geziyoruz ama en önemlisi, bir yol var fikrinin altını doldurmak, beraber bunu dinlemek, oluşturmak ve bu fikri birlikte üretmek için geziyoruz” ifadesinde bulundu.Siyasetçilere, halkın bildiği dertleri halka anlatmak için kürsüler kurdukları için kızdığını vurgulayan Ergün, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Mesela Muğla’da yedi bin kilometre vatan toprağının madenciler tarafından işgal edildiği gerçeğini bir kere daha size hatırlatmak istemiyorum, onu biliyoruz zaten. Bin 500 kilometrelik bu Muğla sahil hattının, yurttaşlar tarafından kullanılamadığını zaten biliyoruz. Bunları bir kere daha birbirimize hatırlatmaya gerek yok ama birbirimize hatırlatmamız gereken başka bir şey var. Türkiye İşçi Partisi bir yol var derken çubuğu kendine bükmüyor, kendine yontmuyor. Diyor ki, bizim bir siyaset önerimiz var. O siyaset önerisi kıyıları için mücadele eden insanları özne kılmaya çalışıyor. Madenlere karşı mücadele eden yurttaşları bir özne kılmaya çalışıyor. Onlarla beraber bir yol açmak istiyoruz. Bizim böyle bir siyaset önerimiz var.”
Ergün, Türkiye İşçi Partisi’nin siyaseti yalnızca kendi yöneticilerinin ve milletvekillerinin söylemleriyle sınırlamadığını, seçim süreçlerinde ve yol haritası belirlerken sahada direnen tüm yurttaşlarla birlikte hareket etmeyi amaçladığını belirtti. Partinin bu karanlık tablodan çıkış için ancak halkın mücadele eden temsilcileriyle ortak bir yol açılabileceğine inandığını ifade eden Ergün, “Bu insanların sırtına da bu kadar büyük bir sorumluluğu yüklemeyelim. O sorumluluğu beraber alalım” dedi.Muğla’daki yüksek kira ve barınma krizinin doktor ve öğretmen gibi kamu görevlilerinin kente gelmesini zorlaştırdığına dikkat çeken Ergün, halkın kıyıları, suyu ve barınma hakkı için örgütlenmesinin önemi vurguladı.
Türkiye İşçi Partisi’nin ilhamını Gezi Direnişi’nden aldığını belirten Ergün, pasif muhalefet anlayışını eleştirerek “Bu işin , Fethiye’de, Muğla’nın bütün ilçelerinde örgütlenmesi, büyümesi ve tuttuğumuz elleri bırakmamamız lazım” şeklinde sözlerini sonlanlardı.
Sera Kadıgil ise yaptığı konuşmada, eğitim, sağlık, sendikalaşma ve barınmaya dair veriler paylaştı. Eğitim ve sağlıktaki özelleşme oranlarına dikkat çeken Kadıgil, Adalet ve Kalkınma Partisi ile Recep Tayyip Erdoğan’ın 2002’de iktidara geldiği dönemden günümüze yaşanan artışa değindi.
Ayrıca Kadıgil, işçi sayısında kaydedilen artışa rağmen sendikalaşma oranında azalma yaşandığını belirtti.Fethiye’deki ve Muğla genelinde yurttaşların denize giremediğini vurgulayan Kadıgil, 15-20 bin TL’yi bulan sahil işletmelerine giriş ücretlerine ve yüksek fiyatlara değindi.
Muğla sahilleride Fethiye’de yaşamın yalnızca zenginlere güzel olduğunun altını çizen Kadıgil, şunları aktardı:
“Emeğiyle alın teriyle hayatta kalmaya çalışan, 350 gün çalışıyoruz şurada 15 günde tatil yapabilelim gibi bu hayattan bir beklentisi olan, ya ben de emekli oldum artık, herkesin hayal ettiği gibi şirin bir sahil kasabasına gideyim de emekliliğimi yaşayayım, o kadar olmasa bile Avrupa’daki muadillerim gibi benim ülkem ya burası, benim denizlerim ya, buralar benim kıyılarım ya, gideyim şu ayağımı ahir ömrümde bu denize sokayım diyecek bir emeklinin denize girebileceği bir yer yok şu anda Fethiye’de.”
Muğla’daki ekoloji eylemlerine de değinen Kadıgil, Bodrum,Marmaris ve diğer ilçelerin’deki su sorununu hatırlatarak şunları söyledi:
“Çok zengin abilerimiz var ya, maden şirketleri açıyorlar, onlar madenler çıkartıyorlar bize ait şeyleri çıkartmak, ceplerine koyup götürmek için bize ait olan suyu bitiriyorlar şu anda.
Hani Akbelen’de orada burada insanlar direniyorlar ya, tam bunun için direniyorlar işte. Bize ait olanı alabilmek için direniyorlar ve bu yüzden zulüm oluyor o insanlara.”Kadıgil, “Şu anda Fethiye’deyiz. Fethiye, Türkiye’nin denizleriyle ünlü yarımadası. Üç tarafı denizlerle çevrili bir yer ve Fethiye’de yaşayan insanlar eğer ki milyarder değilse denize giremiyorlar” açıklamasında bulundu.Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı eliyle kıyıların “para babaları ve mafyatik tiplere peşkeş çekildiğini” vurgulayan Kadıgil, “Kıyılar halkındır, bu anayasal bir haktır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ben şuradan denize girmek istiyorum’ diyen insanların önüne koca koca engeller çekildiği ve hatta tehdit edildiği günlerden geçiyoruz.Bu bağlamda bu bölgede yaşayan insanların ‘Kıyılar halkındır, satılamaz’ yönündeki girişimlerini, toplantılarını, eylemlerini çok kıymetli bulduğumu ve kurtuluşun ve bu işin düzelmesinin tek yolunu da bu olarak gördüğümü de belirtmeden geçemeyeceğim.”
Kadıgil, “ Ben Buradan Tutsak olan Ekrem İmamoğluna,Selahattin Demirtaş'a,Can Atalay'a selam gönderiyorum ama Butlancı Kemal Kılıçtar oğluna selam yok.Bu anlamda direnen tüm ülke insanımızın ve bütün Muğlalıların eline, emeğine sağlık” ifadesiyle sözlerini noktaladı.
Konuşmaların ardından yurttaşlar, Kadıgil ve Ergün ile sohbet edip fotoğraf çektirdi.









