Ortaca da 110 Cadde kavşağında tolanan çok sayda kadın ve destek için gelen erkeklerle beraber Atatürk Bulvarı üzerinde ellerinde ankart ve dövizlerle yürüyerek Cumhuriyet meydanında basın açıklamasında bulundular.
Açıklamayı Ortaca Kadın Platformu adına Döndü Taka Çınar okudu."Şiddetin hiçbir bahanesi yoktur! Gelin, yan yana duralım. Birlikte güçlenelim, birlikte değiştirelim!
Bugün,sıradan bir gün değil, kadına yönelik şiddete karşı uluslararası mücadele ve dayanışma günü. 25 Kasım’ı bize miras bırakan, Mirabel kardeşler şahsında tüm katledilen kadınları saygıyla anıyoruz. Bugün, kadınların yüzyıllardır kurulu düzene karşı sürdürdüğü mücadelenin adıdır. Ve biz biliyoruz ki: Bu ülkenin karanlığına rağmen, kadınların dayanışması hâlâ en büyük ışık, en büyük cesarettir.
OECD verilerine göre, kadına şiddette %38 ile OECD ülkeleri arasında birinci olan ülkemizde kadınlar sadece şiddet görmüyor; yok sayılıyor, susturuluyor, yalnız bırakılıyor, öldürülüyor. Tecavüzler örtbas ediliyor, cinayetlere intihar süsü veriliyor, failler korunuyor. İktidarın Aile Yılı ilan ettiği 2025 yılının ilk 10 ayında 317 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Her yıl olduğu gibi bu yıl da yine aynı sorularla karşı karşıyayız. Kadınlar neden hala güvende değil? Neden hala sokakta, evde, işyerinde, okulda, hastanede, hatta Mecliste bile şiddete, tacize, mobinge uğruyor, neden kadın cinayetleri önlenmiyor?
Kadın cinayetlerini durdurmak, şiddeti önlemek, yaşamı güvenceye almak devletin görevidir. Bu görevin yerine getirilmesi için ilgili tüm bakanlıkların, tüm mekanizmaların harekete geçirilmesi gerekir.
Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri vahşileşerek artarken Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının uygulamaları "farkındalık eğitimi" ile sınırlı kalıyor. Bakanlığın 2026 bütçe hedefi sadece bir tane yeni sığınma evi açmak! Bu, kadına yönelik şiddetle mücadelede devletin sorumluluğundan fiilen çekilmesi, kadınları şiddet gördükleri evlere, ailelere geri dönmeye zorlaması demek. Öncelik, kadının korunması ve güçlenmesi değil; şiddetin ve eşitsizliğin kol gezdiği geleneksel aile yapısının korunması demek. “Aile on yılı” ile kadınlara aile yaşamı ile uyumlu iş tanımı adı altında, yarı zamanlı, esnek, sosyal güvenceden yoksun, emeklilik hakkı olmayan, düşük ücretli çalışma dayatılıyor. Esnek ve güvencesiz çalışmayı Dilovası’nda yaşanan katliamda gördük. Üç kız çocuğu ve üç kadının hayatını kaybettiği iş cinayeti, göz göre göre gerçekleşti. Yoksulluk derinleştikçe eğitimden uzaklaşan çocuklar, çocuk işçilere dönüşürken; 13-14 yaşındaki çocuklar iş cinayetlerinde hayatını kaybediyor.Kadınların kim tarafından, neden öldürüldüğü tespit edilmedikçe; adil yargılama yapılmayıp şüpheli, sanık ve katiller caydırıcı cezalar almadıkça, önleyici tedbirler uygulanmadıkça şiddet boyut değiştirerek sürmeye devam ediyor. Kadınlara ve çocuklara yönelik cinsel şiddet artıyor, cezasızlık failleri koruyor.İktidar her fırsatta kadınların medeni haklarını hedefe koyuyor; 11.yargı paketleriyle kadınları nefes alamayacakları bir düzenin içine hapsetmeyi planlıyor. Genel ahlaka ve doğuştan gelen biyolojik cinsiyete aykırı davranma suçu eklenerek, nefret ve ayrımcılık suçu içeren yasal düzenlemeler gündeme getiriliyor. Kadın örgütlerinin, baroların itirazları görmezden gelinerek aile ara buluculuğu sürekli gündemde tutuluyor. Çocuk yaşta evlilik teşvik ediliyor.
Kadınlar için eşitlik anlayışı olmadığı her fırsatta tekrarlanıyor. Diyanet İşleri Başkanlığının, kadınların miras hakkı olmadığı, mirastan hak talep eden kadınların kul hakkına girdiği, kadınların örtünmesini emreden Cuma hutbeleri ile medeni haklarımız, yaşam biçimimiz hedefe konuyor.Bakanlık 2025 yılında tek bir sığınak dahi açmadı. Kadına şiddetin önlenmesi için 6284 sayılı Yasa’nın etkin uygulanması için hiçbir şey yapılmadı. Siyasi iktidar, gözünü kazanılmış haklarımıza dikmişken, elimizdekileri korumak ve daha fazlasını kazanmak için birlikte karşı durmalıyız. Tarih bize gösteriyor ki, bugün sahip olduğumuz her kazanım, önceki mücadelelerin eseridir. Bizler de şiddetsiz, eşit, özgür insanca bir yaşam için omuz omuza hayatın her alanında daha çok dayanışma ile birlikte mücadele edeceğiz.
Buradan bir kez daha sesleniyoruz: Devlet kamusal görevini yerine getirsin. 6284 etkin ve eksiksiz uygulansın! İstanbul Sözleşmesi yürürlüğe girsin! Failler, katiller korunmasın, iyi hal indirimi ve cezasızlık bitsin!
Bizler, katledilen tüm kadınlar için adalet sağlanana kadar durmayacağız!Hiçbir kadın çığlığı artık bir erkeğin iki dudağı arasında kaybolmayacak!
Kadınlar omuz omuza, örgütlü bir şekilde kazanacak.
Bir kez daha haykırıyoruz: Kadınlar susmuyor! Kadınlar direniyor! Kadınlar kazanacak!
Mücadelemiz, haklarımız, hayatlarımız ve aydınlık bir memleket içindir. Yaşasın Dayanışmamız!"dedi
yaılan eğleme Ortaca CHP ilçe başkanı Mehmet Güzel,yönetim kurulu üyeleri, kadın kolları başkanı Zümral Ertürk,STK lar ve çok sayıda ilçe halkı katıldı. eğleme çok sayıda erkek de destek verdi.
Açıklamayı Ortaca Kadın Platformu adına Döndü Taka Çınar okudu."Şiddetin hiçbir bahanesi yoktur! Gelin, yan yana duralım. Birlikte güçlenelim, birlikte değiştirelim!
Bugün,sıradan bir gün değil, kadına yönelik şiddete karşı uluslararası mücadele ve dayanışma günü. 25 Kasım’ı bize miras bırakan, Mirabel kardeşler şahsında tüm katledilen kadınları saygıyla anıyoruz. Bugün, kadınların yüzyıllardır kurulu düzene karşı sürdürdüğü mücadelenin adıdır. Ve biz biliyoruz ki: Bu ülkenin karanlığına rağmen, kadınların dayanışması hâlâ en büyük ışık, en büyük cesarettir.
OECD verilerine göre, kadına şiddette %38 ile OECD ülkeleri arasında birinci olan ülkemizde kadınlar sadece şiddet görmüyor; yok sayılıyor, susturuluyor, yalnız bırakılıyor, öldürülüyor. Tecavüzler örtbas ediliyor, cinayetlere intihar süsü veriliyor, failler korunuyor. İktidarın Aile Yılı ilan ettiği 2025 yılının ilk 10 ayında 317 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Her yıl olduğu gibi bu yıl da yine aynı sorularla karşı karşıyayız. Kadınlar neden hala güvende değil? Neden hala sokakta, evde, işyerinde, okulda, hastanede, hatta Mecliste bile şiddete, tacize, mobinge uğruyor, neden kadın cinayetleri önlenmiyor?
Kadın cinayetlerini durdurmak, şiddeti önlemek, yaşamı güvenceye almak devletin görevidir. Bu görevin yerine getirilmesi için ilgili tüm bakanlıkların, tüm mekanizmaların harekete geçirilmesi gerekir.
Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri vahşileşerek artarken Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının uygulamaları "farkındalık eğitimi" ile sınırlı kalıyor. Bakanlığın 2026 bütçe hedefi sadece bir tane yeni sığınma evi açmak! Bu, kadına yönelik şiddetle mücadelede devletin sorumluluğundan fiilen çekilmesi, kadınları şiddet gördükleri evlere, ailelere geri dönmeye zorlaması demek. Öncelik, kadının korunması ve güçlenmesi değil; şiddetin ve eşitsizliğin kol gezdiği geleneksel aile yapısının korunması demek. “Aile on yılı” ile kadınlara aile yaşamı ile uyumlu iş tanımı adı altında, yarı zamanlı, esnek, sosyal güvenceden yoksun, emeklilik hakkı olmayan, düşük ücretli çalışma dayatılıyor. Esnek ve güvencesiz çalışmayı Dilovası’nda yaşanan katliamda gördük. Üç kız çocuğu ve üç kadının hayatını kaybettiği iş cinayeti, göz göre göre gerçekleşti. Yoksulluk derinleştikçe eğitimden uzaklaşan çocuklar, çocuk işçilere dönüşürken; 13-14 yaşındaki çocuklar iş cinayetlerinde hayatını kaybediyor.Kadınların kim tarafından, neden öldürüldüğü tespit edilmedikçe; adil yargılama yapılmayıp şüpheli, sanık ve katiller caydırıcı cezalar almadıkça, önleyici tedbirler uygulanmadıkça şiddet boyut değiştirerek sürmeye devam ediyor. Kadınlara ve çocuklara yönelik cinsel şiddet artıyor, cezasızlık failleri koruyor.İktidar her fırsatta kadınların medeni haklarını hedefe koyuyor; 11.yargı paketleriyle kadınları nefes alamayacakları bir düzenin içine hapsetmeyi planlıyor. Genel ahlaka ve doğuştan gelen biyolojik cinsiyete aykırı davranma suçu eklenerek, nefret ve ayrımcılık suçu içeren yasal düzenlemeler gündeme getiriliyor. Kadın örgütlerinin, baroların itirazları görmezden gelinerek aile ara buluculuğu sürekli gündemde tutuluyor. Çocuk yaşta evlilik teşvik ediliyor.
Kadınlar için eşitlik anlayışı olmadığı her fırsatta tekrarlanıyor. Diyanet İşleri Başkanlığının, kadınların miras hakkı olmadığı, mirastan hak talep eden kadınların kul hakkına girdiği, kadınların örtünmesini emreden Cuma hutbeleri ile medeni haklarımız, yaşam biçimimiz hedefe konuyor.Bakanlık 2025 yılında tek bir sığınak dahi açmadı. Kadına şiddetin önlenmesi için 6284 sayılı Yasa’nın etkin uygulanması için hiçbir şey yapılmadı. Siyasi iktidar, gözünü kazanılmış haklarımıza dikmişken, elimizdekileri korumak ve daha fazlasını kazanmak için birlikte karşı durmalıyız. Tarih bize gösteriyor ki, bugün sahip olduğumuz her kazanım, önceki mücadelelerin eseridir. Bizler de şiddetsiz, eşit, özgür insanca bir yaşam için omuz omuza hayatın her alanında daha çok dayanışma ile birlikte mücadele edeceğiz.
Buradan bir kez daha sesleniyoruz: Devlet kamusal görevini yerine getirsin. 6284 etkin ve eksiksiz uygulansın! İstanbul Sözleşmesi yürürlüğe girsin! Failler, katiller korunmasın, iyi hal indirimi ve cezasızlık bitsin!
Bizler, katledilen tüm kadınlar için adalet sağlanana kadar durmayacağız!Hiçbir kadın çığlığı artık bir erkeğin iki dudağı arasında kaybolmayacak!
Kadınlar omuz omuza, örgütlü bir şekilde kazanacak.
Bir kez daha haykırıyoruz: Kadınlar susmuyor! Kadınlar direniyor! Kadınlar kazanacak!
Mücadelemiz, haklarımız, hayatlarımız ve aydınlık bir memleket içindir. Yaşasın Dayanışmamız!"dedi
yaılan eğleme Ortaca CHP ilçe başkanı Mehmet Güzel,yönetim kurulu üyeleri, kadın kolları başkanı Zümral Ertürk,STK lar ve çok sayıda ilçe halkı katıldı. eğleme çok sayıda erkek de destek verdi.













