GENÇLİK KAHRAMANIMIZI KAYBETTİK...
Gençlik ateşinin yakıp kavurduğu bir dönemde lise birinci sınıfa gidiyorduk. Siyah beyaz bir dünyanın umut dolu çocuklarıydık. Hayallerimiz vardı ve bu hayalleri gerçekleştirmek için hep birlikte kaderimizi zorluyorduk...
Dünya boş ve karanlık bir hayal değildi bizim için...
Ortaca'nın birkaç caddesinden biri olan Cengiz Topel Caddesinde hüzünle turlarken hayatın ilk basamaklarını da tırmanırdık umutla...
Daha kısa donla dolaşırken bile biz, bize ışık tutacak insanlar arıyorduk...
Tutunacağımız dallar okuldaydı... Takım elbiseleri içinde birer kahramandı öğretmenlerimiz... Hele kadın öğretmenlerimiz...
Bir kelime öğrenebilmek için ağızlarının içine bakardık...
Çoğumuz ileşber (çiftçi) çocuklarıydık. Sürekli evlerimizde "oku da bir an önce kurtul bizim gibi sürünmekten", ya da "Eğer okumazsan bizim gibi sürünürsün" nidaları duyardık...
Ey gidi Akkızca Ninem, kendinden bir parça haline getirdiği zeytin dalından yapılmış bastonuna dayanarak gelir "Hadi sarı guzum, göreyim seni, 600 yıl bizim iliğimizi kemiğimizi sömürdüler, vergiyi hiz verdik, savaşa biz gittik, ama bu ülkeyi biz yönetmedik, oku da bu zincir kırılsın, oku da halkına hizmet et..." deyişini nasıl unuturum.
İşte o günlerde Ortaca Lisesine çok genç, çok yakışıklı ve çok güler yüzlü bir öğretmen geldi. Daha ilk günden Karabel tarafında toplaşan bulutlar dağıldı gitti...
Gelen genç öğretmenin Adı Zafer Suntekin'di... Bizim biyoloji dersimize giriyordu ve tam insandı.
Bizim öğretmenimiz değil arkadaşımızdı... Öğretmenlerimize zaten çok saygılıydık ama o bizim için efsaneydi...
Gitar çalıyordu, şarkı söylüyordu, futbol oynuyordu...
Bizim genç dünyamıza girdiğinde bekardı, ama çok kısa bir zaman sonra dünya güzeli Ayşen Hocamla evlendi. Birbirlerine çok yakışırlardı...
Herkes onlar gibi evlilik yapmak isterdi.
Gün geldi, rüzgarlar esti, güneş doğudan doğdu, batıdan battı. Aylar yıllar geçti, son sınıfa geldik ve birer birer dağıldık kendi yolllarımıza... O yollarda kimimiz kaybolduk, kimimiz düştük kalktık, kimimiz koşarak çıkıp gittik...
İşte o yollarda bize hep ışık oldu o idealist öğretmenler...
Ne bir şan, ne bir şöhret, ne bir para hırsı hiçbir şeyi önemsemediler...
Gün geldi ve onurla başı dik ayrılıp kalan mütevazı hayatlarına devam ettiler. Binlerce bu vatana evlat yetiştiren bu kahramanları ayağa kalkıp selamlamamız gerekiyor...
Heyhat onlara ödeyemediğimiz büyük borcumuz var...
Onlar en büyük saygıyı hak ediyorlar.
Çürümenin hat safhaya vardığı bu yeni Ortacağda her birimizin iyi insanlar olmamızda payı olan bu insanlar olmasaydı bu ülke hala ayakta duruyor olamazdı...
Bugün o kahraman öğretmenlerimizden birini ZAFER SUNTEKİN'İ kaybettiğimizi üzüntüyle öğrendim...
En son öğretmenler gününde konuşmuştuk... Her zaman olduğu gibi "Erdal Koçum, Aslan evladım" demişti...
Hala sesi çınlıyor kulaklarımda...
Tam bir Atatürkçüydü Zafer Hocam sözleri kendine ait olan marşlar besteliyordu... Her milli bayramda gönderirdi bana...
Sabah Ayşen Hocamın ölüm paylaşımını görünce, o günden bugüne tüm zamanı düşündüm.
Bizim kahramanlarımız tek tek geçti gözümün önünden...
En arkada Akkızca Ninem gözlerini siliyordu...
Tutamadım gözyaşlarımı...
Ağla güzel gözlerim, ağla güzel ülkem kahramanlarımızı kaybediyoruz...
Başta değerli eşi, saygıdeğer öğretmenim Ayşen Ayşen Özbaş Suntekin olmak üzere çocukkarına, sevenlerine, öğrencilerine baş sağlığı diliyorum.
Zafer öğretmenim hiç gözünüz arkada kalmasın, siz bu ülkeye borcunuzu kat kat fazla ödediniz, huzurla uyuyunuz...
Sizi hiç unutmayacağız...
Erdal Atıcı ve diğer Öğrencileriniz
Gençlik ateşinin yakıp kavurduğu bir dönemde lise birinci sınıfa gidiyorduk. Siyah beyaz bir dünyanın umut dolu çocuklarıydık. Hayallerimiz vardı ve bu hayalleri gerçekleştirmek için hep birlikte kaderimizi zorluyorduk...
Dünya boş ve karanlık bir hayal değildi bizim için...
Ortaca'nın birkaç caddesinden biri olan Cengiz Topel Caddesinde hüzünle turlarken hayatın ilk basamaklarını da tırmanırdık umutla...
Daha kısa donla dolaşırken bile biz, bize ışık tutacak insanlar arıyorduk...
Tutunacağımız dallar okuldaydı... Takım elbiseleri içinde birer kahramandı öğretmenlerimiz... Hele kadın öğretmenlerimiz...
Bir kelime öğrenebilmek için ağızlarının içine bakardık...
Çoğumuz ileşber (çiftçi) çocuklarıydık. Sürekli evlerimizde "oku da bir an önce kurtul bizim gibi sürünmekten", ya da "Eğer okumazsan bizim gibi sürünürsün" nidaları duyardık...
Ey gidi Akkızca Ninem, kendinden bir parça haline getirdiği zeytin dalından yapılmış bastonuna dayanarak gelir "Hadi sarı guzum, göreyim seni, 600 yıl bizim iliğimizi kemiğimizi sömürdüler, vergiyi hiz verdik, savaşa biz gittik, ama bu ülkeyi biz yönetmedik, oku da bu zincir kırılsın, oku da halkına hizmet et..." deyişini nasıl unuturum.
İşte o günlerde Ortaca Lisesine çok genç, çok yakışıklı ve çok güler yüzlü bir öğretmen geldi. Daha ilk günden Karabel tarafında toplaşan bulutlar dağıldı gitti...
Gelen genç öğretmenin Adı Zafer Suntekin'di... Bizim biyoloji dersimize giriyordu ve tam insandı.
Bizim öğretmenimiz değil arkadaşımızdı... Öğretmenlerimize zaten çok saygılıydık ama o bizim için efsaneydi...
Gitar çalıyordu, şarkı söylüyordu, futbol oynuyordu...
Bizim genç dünyamıza girdiğinde bekardı, ama çok kısa bir zaman sonra dünya güzeli Ayşen Hocamla evlendi. Birbirlerine çok yakışırlardı...
Herkes onlar gibi evlilik yapmak isterdi.
Gün geldi, rüzgarlar esti, güneş doğudan doğdu, batıdan battı. Aylar yıllar geçti, son sınıfa geldik ve birer birer dağıldık kendi yolllarımıza... O yollarda kimimiz kaybolduk, kimimiz düştük kalktık, kimimiz koşarak çıkıp gittik...
İşte o yollarda bize hep ışık oldu o idealist öğretmenler...
Ne bir şan, ne bir şöhret, ne bir para hırsı hiçbir şeyi önemsemediler...
Gün geldi ve onurla başı dik ayrılıp kalan mütevazı hayatlarına devam ettiler. Binlerce bu vatana evlat yetiştiren bu kahramanları ayağa kalkıp selamlamamız gerekiyor...
Heyhat onlara ödeyemediğimiz büyük borcumuz var...
Onlar en büyük saygıyı hak ediyorlar.
Çürümenin hat safhaya vardığı bu yeni Ortacağda her birimizin iyi insanlar olmamızda payı olan bu insanlar olmasaydı bu ülke hala ayakta duruyor olamazdı...
Bugün o kahraman öğretmenlerimizden birini ZAFER SUNTEKİN'İ kaybettiğimizi üzüntüyle öğrendim...
En son öğretmenler gününde konuşmuştuk... Her zaman olduğu gibi "Erdal Koçum, Aslan evladım" demişti...
Hala sesi çınlıyor kulaklarımda...
Tam bir Atatürkçüydü Zafer Hocam sözleri kendine ait olan marşlar besteliyordu... Her milli bayramda gönderirdi bana...
Sabah Ayşen Hocamın ölüm paylaşımını görünce, o günden bugüne tüm zamanı düşündüm.
Bizim kahramanlarımız tek tek geçti gözümün önünden...
En arkada Akkızca Ninem gözlerini siliyordu...
Tutamadım gözyaşlarımı...
Ağla güzel gözlerim, ağla güzel ülkem kahramanlarımızı kaybediyoruz...
Başta değerli eşi, saygıdeğer öğretmenim Ayşen Ayşen Özbaş Suntekin olmak üzere çocukkarına, sevenlerine, öğrencilerine baş sağlığı diliyorum.
Zafer öğretmenim hiç gözünüz arkada kalmasın, siz bu ülkeye borcunuzu kat kat fazla ödediniz, huzurla uyuyunuz...
Sizi hiç unutmayacağız...
Erdal Atıcı ve diğer Öğrencileriniz








